Medya Yazıları
Hayata Dair 'İnce Bilgiler'

- Hürriyet 08.01.2003 -

Kahvenin telvesinin atılmaması gerektiğini biliyor muydunuz? Balık yemek keyiflidir elbette ama ya ne yaparsanız yapın evin her yanına sinen ve bir türlü çıkmak bilmeyen kokusu. Bu ve buna benzer bir çok 'ince nokta'. Özellikle de yalnız yaşayan erkekler ve mutfak becerisi kısıtlı olan hanımlar için yararlı bir çalışma ‘Ninemce’.

Şenay Özaltın'ın hazırladığı ‘Ninemce’ adlı kitaptaki bilgiler sadece bununla sınırlı değil.En sevdiğiniz giysinizdeki yağ lekesinin nasıl çıkarılacağından, yağı ya da tuzu fazla kaçmış bir yemeği 'kurtarmak' için yapılması gerekenlere, çatlayan deri mobilyaların kolayca onarılmasına kadar günlük hayata ilişkin bir çok pratik bilgi yeralıyor kitapta.

İşte kitaptan bazı ilginç notlar:

* Çok çabuk sararan tüller için durulama suyuna 3 paket kabartma tozu katın.

* Çok sevdiğiniz porseleniniz kırıldıysa yumurta akı ve bir miktar kireç karışımıyla yapıştırabilirsiniz

* Kirlenmiş altın takınızı kullanmadığınız diş fırçasına diş macunu sürerek parlatabilirsiniz.

* Ütüden dolayı parlayan koyu renkli giysilerinizi sirkeli su ile fırçalayın

* Fırında tavuk pişirirken üzerine bal ve limon suyu sürün. Sonuç hoşunuza gidecektir.

* Tatlı pişirirken içine bira tuz, tuzlu pişirirken içine biraz şeker artmayı unutmayın

* Yün kazaklarınızda minik yün topakları olmaması için biraz saç spreyi sıkın.

* Karanfil tanesinin esansının bir mikrop öldürücü ve aynı zamanda sakinleştirici olduğunu biliyor muydunuz? Dişinizin bir enfeksiyon durumunda ağzınızda birkaç adet karanfil çiğneyin.

Herşeyin Bir Adabı Var

- Radikal 18.02.2005 -

Özaltın, hayatta nasıl davranılması gerektiğini anlatan 'Her Şeyin Bir Adabı Var'la dört dörtlük bir başvuru kaynağı sunuyor.

Gazetecilik eğitimi alıyoruz ve birinci sınıftan ikinci sınıfa geçen her öğrenci gibi mutluyuz. Ders listemiz açıklanmış. O yıl göreceğimiz derslerden biri de 'Haber Yazma ve Toplama Teknikleri'. Bir gazetecinin alması gereken en temel derslerden biri anlayacağınız. Öğretmen ise Atilla Girgin. Ancak daha ilk dersi olduğu için ne biz onu tanıyoruz, ne de o bizi tanıyor. Beklenen gün geldi. Atilla Girgin kısa bir tanışmanın ardından tahtaya çeşit çeşit bardaklar, kaşıklar, bıçaklar ve ortaya da bir tabak çizdi. Herkes birbirine şaşkın ifadelerle bakarken soru geldi: "Yemeğe başlarken hangi bıçağı, çatalı ve kaşığı kullanacaksınız?" Bu da soru mu şimdi? Ne yani, bunu da mı bilmeyecektik. Oysa durum hiç de öyle değilmiş. Biz, her şeyi bildiğini zanneden öğrenciler birbirimize bakıyor, bir şekilde doğruyu bulmaya çabalıyorduk. O gün için hatırladığım, bu sorunun neden sorulduğuydu? Girgin bu sorunun önemini şöyle açıklamıştı: "Gittiğiniz yemekli bir toplantıda eğer dikkat etmezseniz yanınızdaki kişinin çatalını ya da kaşığını kullanabilirsiniz." Gerçekten de önemli derslerden birini almıştık o gün.

Ninem de öyle derdi!

Bana bu anımı hatırlatan ise Alfa Yayınları tarafından yayımlanan Her Şeyin Bir Adabı Var oldu. Şenay Duru Özaltın'ın yazdığı bu kitapta yazar, beden dilinden, özel yaşama, kamusal alandaki davranışlardan, davetlerde nasıl davranılması gerektiğine kadar on üç başlık altında özetlemiş anlatmak istediklerini. Özaltın, Her Şeyin Bir Adabı Var'ı, ninesinin zamanında söylediği şu cümleden yola çıkarak yazmış: "Davranış kuralları, buna değer veren herkes tarafından öğrenilebilir ve uygulanabilir; böylelikle zaten karmaşık olan birlikte yaşam kolaylaşır."

Her Şeyin Bir Adabı Var, zaten ilk safyalardan itibaren ilginç bilgilerle sizi karşılayıveriyor. Örneğin; 'Antik Roma'da genç savaşçılardan yemeklerini üç parmaklarıyla yemeleri beklendiğini? Beş parmakla yemek yemenin bir alt sınıf belirtisi olduğunu biliyor muydunuz?' ya da 'On beşinci yüzyılda masa örtüsüne veya giysiye sümkürmenin hoş görüldüğünü çünkü bu dönemden evvel insanların zaten ellerine sümkürmek zorunda kaldığını'. Doğrusunu isterseniz ben bilmiyordum.

İşin etiği de var

Bu arada, eğer Şenay Duru Özaltın'ın sıkıcı öğütler verdiğini düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Çünkü kendisi gönül ilişkileri, bakımlı olmanın erdemleri konusunda da naçizane önerilerde bulunuyor. Beni en çok ilgilendirense uzun zamandır yaptırmak istediğim Piercing ile ilgili madde oldu.

Özaltın, insanın, kendi vücuduna istediğini yapabileceğini belirtiyor, "Komşunun ya da büyükannesinin görüşlerine aldırmayabilir insan ama, bunu sırf toplumu protesto etmek için yapıyorsa, bence bunun yerine bütün gün kendini tokatlayabilir; bu daha az çocukça olur" diyor. "İş hayatında da patronun böyle bir görünümden hoşlanmadığını da unutmamak gerekir" diye de ekliyor.

'Biri sizi rahatsız ederken ne yapmalısınız?' kitapta bu gibi ince bilgiler de yer alıyor tabii. Mesela benim başıma en çok gelen duygusal hayatımla ilgili olanlar. Özel hayatımı ilgilendiren bu soruya Özaltın şöyle bir yanıt vermemin daha uygun olduğunu belirtiyor: "Bu sorulara istemiyorsanız cevap vermeyin, yan çizin. Yok karşınızdaki hâlâ ısrar ediyorsa, o zaman şöyle cevapları da hak ediyor demektir: 'Bu soruyu yanıtlayamam çok özel', 'Bu sadece beni ilgilendirir' gibi. Ama her şeye rağmen 'bu sizi ilgilendirmez' cevabından daha iyidir ve nazikçedir." Anlayacağınız içerisinde yer alan her şeyiyle bir başucu kitabı Her Şeyin Bir Adabı Var. Göz ardı etmemeniz gereken kitaplardan, bizden söylemesi...

Her şeyin bir adabı var, sevişmenin bile!

- Sabah 24.08.2007 -

Tüm terbiye ve nezaket kurallarının anlatıldığı 'Her Şeyin Bir Adabı Var' kitabında yazar Şenay Duru Özaltın, sevişmenin bile adabı olduğunu belirterek uyarıyor:

Karşınızdakine acıyarak seks yapmayın! .. Evet her şeyin bir adabı var; oturup kalkmanın, konuşmanın, bir şey hediye etmenin hatta sevip sevilmenin ve sevişmenin bile... Şenay Duru Özaltın'ın hem iş hem de özel yaşam için görgü ve yaşam rehberi olarak değerlendirebileceğimiz 'Her Şeyin Bir Adabı Var' isimli kitabında 'seks' başlığı altında bu işin adabı anlatılıyor:

* Karşınızdakine acıdığınız için seks yapmayın. Başka türlü de ona şefkat ve ilgi gösterebilirsiniz.

* Zorunlu olduğunuzu düşünerek seks yapmayın. Çünkü bunun zorlayıcı nedenleri yoktur.

* Rutine binmiş bir ilişkiden kaçın. Böyle bir seks ruhunuzu çok acıtır. İYİ SEVGİLİ NASIL OLUR? Özaltın, okurlara 'birisinin iyi bir sevgili olup olmayacağı' konusunda da kitabında ilginç ipuçları veriyor:

* Karşınızdaki iyi dans ediyorsa bu ritmi yatakta da yakalama olasılığı oldukça yüksektir!

* Karşınızdakinin kendine güveni varsa, bu onun zaten jestlerinden ve hareketlerinden belli olur. Bunu fark etmeniz tam isabettir. Çünkü başkalarıyla ruhen ya da bedenen anlaşmanın şartı, kendine güvenmek ve kendini sevmektir.

* Dokunmaktan, müzik dinlemekten, yemek yemekten zevk alabilen kişi, büyük bir olasılıkla seksten de zevk alacaktır. Zevk almak kendini bırakmak ve duygularının esiri olmak demektir.

* Bakışlarında seks olan insanlar vardır ve onlarla en ahlaksız şeyleri yapmak için sadece gözlerine bakmak yeterlidir. Bu türden çok az bulunduğundan onlara rastlamak da çok zordur." İYİ AŞIK NASIL OLUNUR? Kitapta, 'İyi bir aşık nasıl olunur?' sorusunun yanıtı birkaç maddede sıralanmış...

* Ahlaki veya ahlaksız olarak çevreniz tarafından tanımlanan ve sizi şartlandıran şeylerden kurtulun. En önemli prensipler kendinizinkilerdir. Mazbut bir seks mi, yoksa vahşi bir alem mi, bu sadece sizi ilgilendirir.

* Sadece kendiyle barışık kişiler etkileyici ve şehvetli duygular uyandırır. Şayet sürekli baldırlarınızdaki selülitinizi veya poponuzdaki yağları düşünürseniz seksten nasıl zevk alabilirsiniz?

* Her şeyi bilmek değil, öğrenmeye meraklı olmak iyidir.

* Partnerinizi izleyin. Neye tepki veriyor, ne zaman keyifle mırıldanıyor? Onun aklını başından nasıl alırsınız? Kendinizi de çok yi gözlemleyin. Hoşunuza ne gidiyor, sizin başınızı ne döndürüyor? Eğer kafanızda sadece tatmin olmak varsa, bu hiç de iyi bir işaret değil.

* Seksi nerede yaparsanız yapın, zevk almalısınız. 'Mış' gibi yapmak sizi daha sonra rahatsız eder. Sekste iyi olmak demek tüm teknikleri bilmek değil, o anın zevkine varmaktır.

* Sadece kendini rahat bırakabilenlerin coşku uyandırdığını hep hatırlayın.

Altın değerinde kurallar!

Şenay Duru Özaltın, Sistem Yayıncılık'tan çıkan kitabında tüm terbiye ve nezaket kurallarını tek tek anlatıyor. Bu kuralları; beden dili, özel yaşam, çevremizle ilişkiler, iletişim, davetler, kamusal alanda davranış, iş yaşamı, hediye ve teşekkür, kutlama ve törenler, söz-nişan-nikah, seyahat ve yabancı ülkelerdeki adetler başlıkları altında toplamış Özaltın. Diyor ki özetle: "Başkalarının seni saymasını istiyorsan, önce sen kendini say!" Bunun için de kişinin terbiye ve nezaket kurallarını, eski deyimle adab-ı muaşere kurallarını bilmesi gerektiğini söyleyen Özaltın, kişi için gerekli altın kuralları da şöyle sıralıyor:

* Terbiye ve nezaket dost kazandırır.

* Karşınızdakilere durmadan kendinizden söz etmeyin.

* Hoşgörülü olun.

* Değerleri takdir edin.

* Karşınızdakinin inançlarına saygı gösterin.

* Bağırıp çağırarak karşınızdakilerin inançlarını değiştiremeyeceğinizi bilin.

* Çalım ve hava atmak gerçek terbiye ile bağdaşmaz.

* Uygun giyim terbiyenin önemli bir şartıdır.

* Başkalarını rahatsız etmeyen görgülü kişidir.

* Sözünüzde durun.

* Borçlarınızı zamanında ödemeye çalışın.

* Unutmayın, herkesin zamanı değerlidir, bu yüzden ziyaretlerinizi uzatmayın.

* Kişisel özellikleri ve sırları dedikodu konusu yapmayın.

* Başkalarına ölçülü öğütler verin ve kesinlikle yargılayıcı olmayın.

* Sinirli değil, mutlaka soğukkanlı olun.

* Hatasız kul olmadığını aklınızdan çıkarmayın.

* Kırıcı konuşmayın. (Detaylar kitapta...)

Her Şeyin Bir Adabı Var’dır, değil mi?

- Taner Özdeş 15.10.2008

Herkesin, başkaları tarafından çiğnenmesini istemediği ‘sınırları’ vardır. Eğer bu sınır aşılırsa, o zaman da duruma göre kızgınlık, öfke, üzüntü ya da kırgınlıklar ortaya çıkar. Peki, bu durumda yabancılarla aramızdaki sınırı nasıl koruyacağız? İşte tam bu durumda “görgü ve nezaket kuralları” devreye girer. Yani büyüklerimizin dediği gibi; şayet birini iyi tanımıyorsanız ‘resmi ve mesafeli’ davranın. Örneğin birini daha yeni tanımaya başladığınızda belki “amma da rahat bir tip” der ve belki de ondan daha rahat davranmaya başlarsınız. Bu, öteki kişinin sınırını çiğnemek anlamına gelmez. Ama bunun tam tersi de mümkündür. Örneğin biri verdiği davete kişilerin resmi kıyafetle katılmasını istiyor ama Siz spor bir kıyafetle kapıda beliriyorsanız, bu sizin diğer kişilerin sınırını çiğnediğinizi gösterir. Tekrarlıyorum, insanlarla iyi geçinmek için “sınırları korumak” kuralının çok geçerli olduğunu ve bu sınıra estetik, görsel, duyusal ve duygusal gibi öğelerin dahil olduğunu belirtmek istiyorum.

Artık günümüzde nezaket kuralları, ki buna kibarlık veya zarafet, incelik deniyor, işsiz-güçsüzlerin bir lüksü değil, herkes için bir zorunluluktur. Kültürlerin birbirleriyle çatışmadan birbirlerini zenginleştirebilmeleri için bir bütünleşme yöntemidir bu.

Zaten günümüzde abab-ı muaşeret kuralları halen yaşamakla kalmıyor, yeni teknolojik yaşama da adapte ediliyor artık. Telesekretere nasıl mesaj bırakılır, cep telefonu nerede ve nasıl kullanılır, nerede nasıl giyinilir, arkadaşlar arasında bir brunchta mönü ne olmalıdır, nasıl davetiye veya mektup yazılır, iş yemeğinde nasıl davranılır, masa kültürü nedir? gibi. Ancak bu kuralları ezberlemeden, doğal olarak yaşamalıdır kişi. Aksi takdirde, bayramdan bayrama giyilen bir bayram giysisi gibi üzerimize giyip, çıkardığımız takdirde bu davranışlar doğal olmadığından sızıntı yapacak, hatta zaman zaman bizi gülünç duruma da düşürecektir. Yani “nazik ve görgülü” yaşamayı bir yaşam biçimi olarak kişi görmüyorsa, hayatında da her türlü kayba razı olmalıdır.

Bu kurallara uyma zorunluluğu olmadığı için, bunlara aykırı davranmak hukuken suç da sayılmaz. Ancak toplum, genel görgü kurallarına uymayanı cahil, bencil, görgüsüz, kaba, saygısız gibi sıfatlarla tanımlar. Gerçek terbiye ve nezaket insana her durumda nasıl davranacağını, ne söyleyip, ne yapacağını, nelerden kaçınacağını gösterir.

Şunu da asla unutmayalım: Nezaket ve terbiyenin temelinde her zaman başkalarına iyilik edebilmek düşüncesi gizlidir….

Bu nedenlerledir ki “Her Şeyin Bir Adabı Var” dır…

Sevgilerimle

Not : "Her şeyin bir Adabı var" kitabının yazarı Şenay Duru Özaltın'a bu güzel yazısı için teşekkür ederim..

Rakı Kültürü

- Akşam Gazetesi 26.02.2005

Herkes Bunu Konuşuyor’da müthiş bir ekip vardı. Çağla Kubat’ı görüntü unsuru, Şenay Duru Özaltın’ı kitap yazarı diye ayırdık. Diğer üç katılımcı, Hakkı Devrim, Prof. Dr. Tarık Minkari ve Aydın Boysan bizi geçmişe taşıdılar. `Yeme-İçme Kuralları` bir yana, şarap kültürü kapsama alanımız dışında. Ayrıca konuşmacıların da bu konuda fazla bilgili olmadığı ortaya çıktı. Yoksa, kristal bardak ya da Paşabahçe’nin ucuz imalatından içmişsin neye yarar? Okan Bayülgen, şarap konusuna başlı başına bir program ayırmalı. Ertuğrul Özkök dahil, malum grubun şarapçılarını test imkanı doğar. İşte o zaman gerçek Petrus’çular mı, yoksa `Öküz öldüren` mi içiyorlar anlarız.

Tarihin tozlu raflarına yolladığımız `İçkili dönemlerimiz`in tamamına yakını rakıyla geçti. Mide kanamasına kadar brandiyi de severdik. Özellikle Yunanlıların Metaxa’sını. Hele mantar kapaklı, beş yıldızlıysa. Daha sonra onu da unuttuk. Her şeyden önce `Ana yakıtımız` olan rakıya ve onun yardımcı elemanlarına değinmek istiyoruz. Madde bir; `Rakı, Ritz Carlton`un servisiyle içilmez. Orada `Ezine Peyniri, bol sarımsaklı cacık, haydari ve illa da kavun bulunduğunu sanmıyoruz. Arada kalamardan, midye tava ve dolmaya uzanan mönü ne gezer? Hele hele Arnavut ciğeri ayrıcalıktır.

Siz illa da rakı içecekseniz, Todori’ye, Zeki Çetin’in Pınar’ına, Kör Agop’a ve baştacımız Fener-Balat hattına takılacaksınız. Cacığa ayrı, haydariye ayrı kaşık kullanırsanız işin neşesini kaçırırsınız. Her şeyde ayrı çatal ve kaşıkla lezzeti yakalamak mümkün değildir. Öncelikli taraf, rakı Tekirdağ imalatı olsun. Hele hele keman, ut, klarnet, kanun ve darbukalı ekip varsa, bu iş tamamdır. Arada bu ekibi de görmeyi unutmayacaksınız. O zaman dört kez Kalamış’ın gazelli bölümü `Emret güzelim istediğin şarkıyı emret`i dinlersiniz.

Dönelim yine `Muhteşem Üçlü`nün ağır topu Aydın Boysan ağabeyimize. Öyle bir `Rakı nasıl içilir` dersi verdi ki, bu defteri yıllar önce kapatmış bizler bile Pavlov’un şartlı refleks deneyi yaptığı ünlü köpeğine döndük. Soğuk rakı, soğuk su. Dengeleri bozmamak için -Homojen yapı- buz kullanmak yok. İlk fırsatta, nefes alıp, akciğere de bayram ettirme... Öf ki öf. Hani ayyaş çingenenin dediği gibi `Öl ki, ölem`. Ağızla boyun arasında geçen sürenin iyi değerlendirilmesinin önemi. Ardından fıkrayla tanımlama; `Zürafadaki boyna bak. Çok iyi rakı içer`!

Espriler, göndermeler birbirlerini taşlamalar, gırla. Telefonla bağlanan Saadet Gonca adlı bayanın dediği gibi `Böyle üç erkekten birini bulamadığım için evlenemiyorum`. Demek ki, işin sırrı bu teşhiste. Aydın Boysan, Hakkı Devrim ve Tarık Minkari’ye uzun ve sağlıklı ömür diliyoruz. Son sözümüz ise Okan Bayülgen’e. Muhteşem bir programdı. Hatta açık renk kravat takarak, herkesi şaşırtmıştı. Ancak, telefondaki bu bayanı gönderiş şekli hiç şık değildi...

NİNE'DEN GÜZELLİK SIRLARI

- Yeni Şafak 11.01.2004

Güzelleşmek için parfümeri dükkanına değil, 'Ninemin Güzellik Bahçesi'ne bir uğrayın. Size hiç de yabancı olmadığınız bir mekanı, mutfağınızı tavsiye edecek. Sebzeler, meyveler, işin sırrı doğada.

"Ninemce" kitabının yazarı Şenay Duru Özaltın'ın, ninemce serisinin ikinci kitabı olan "Ninemin güzellik bahçesi", tüm kadınlar ve erkekler için güzellik tavsiyelerinin, doğal losyon, krem, tonik ve peeling tariflerinin bulunduğu bir kaynak. Kitap, parfümeri ve kozmetik dükkanlarına uğramadan, mutfağınızda bulabileceğiniz malzemelerle günlük kişisel bakımınızı yapmayı öğretiyor. Özaltın, uzun süre bozulmadan kalabilmesi için içine birçok kimyasal katkı maddesi konulan, zararlı bakım ürünleri yerine, dolaptaki sebze ve meyveleri kullanarak aynı etkiyi sağlayabileceğimizi belirtiyor.

Ne sürdüğünüzü bilin

"Yediğimiz yemeğin içinde ne olduğunu merak ediyoruz da, neden cildimize sürdüğümüz şeyin içinde ne olduğunu merak etmiyoruz" diyerek yola çıkan Özaltın, parfümerilerden alınan ürünlerin içeriğini hiç bir zaman bilemeyeceğimiz için de kendi deyimiyle kendi salatasını kendisi yapmaya, yani bakım ürünlerini evinde hazırlamaya başlamış. Kendi hazırladığımız ürünlerin, piyasada milyonlar harcayarak elde edebildiğimiz ürünlerden çok daha iyi ve ucuz olduğunu belirten Özaltın, "Sorun sadece ekonomi değil, her şeyden önce sürdüğünüz şeyin ne olduğunu biliyorsunuz" diyor ve ekliyor:

Kremlerinize milyonlar dökmeyin

"Ayrıca reklamlarda gösterildiği gibi, krem sürmekle vücudun ya da cildin genetik yapısında var olan özellikleri değiştirmek ya da yaşlılık etkilerini yok etmek mümkün değil. Benim kardeşim Avusturya'da kozmetik üzerine çalışan bir yerde biyokimya mühendisi olarak görev yapıyor. Açıkça incelediği hiç bir kimyasal bakım ürününün oluşmuş olan kırışık ve benzeri etkileri yok edemeyeceğini söylüyor. Onların yaptığı etkiyi sebze, meyve ve doğal otlarla sağlamak mümkün. Öyleyse niye çok para harcayarak, katkı maddelerinden dolayı zararlı bile olabilen kimyasal maddeleri kullanalım ki?!"

Özaltın'dan güzellik notları

Makyaj temizleme sütü: Yarım fincan süt yarım fincan yoğurt ile karıştırılır, içine limon suyu konur. Daha sonra bu karışım ile makyaj silinir.

Kuru ciltler için nemlendirici: İnce bir avakado dilimi cilt için en uygun doğal nemlendiricilerden biri. Ayrıca bir avakado bir hafta boyunca yetiyor. Her sürüşten sonra cildi suyla yıkamak yetiyor. Salatalık ve yulaf ezmesi de nemlendirici olarak kullanılıyor.

Siyah lekeler: Fırsat buldukça limon sürmek bu lekeleri zaman içinde yok ediyor.

Gözaltı halkaları: Çökelek veya ekşimik peyniri sürülür.

Deriyi beyazlatmak için: Marul, patlıcan veya limon sürülür.

Sıkılaştırıcı: Bir kase yoğurda birer salatalık ve domates konur, robotta püre haline getirilip yüze sürülür ve 15 dk. bekletip yıkanır.

Cildin rengini açmak için: Bir bardak su kaynatılır ve 30 dakika bekletilir. Daha sonra içine 2 tatlı kaşığı kıyılmış adaçayı, iki yemek kaşığı kil ve 6 damla adaçayı esansı konur. Oluşan karışım yüze sürülür ve 20 dk. bekletildikten sonra yıkanır. Haftada iki kez uygulanır.

Röfleli saçlar için: Papatya, revend kökü, aynısafa kaynatılarak yıkanmış ıslak saça uygulanır, 5 dakika beklendikten sonra durulanır.

Beyaz saçların doğal rengine dönmesi için: Birer tutam kekik ve defneyi suda haşlayın. Dinlendikten sonra süzün, kullanmadan önce içine bir limonun suyunu ekleyin ve 5 dakika saçınızda bekletip yıkayın.

Her Şeyin Bir Adabı Var

- Milliyet 17.03.2005 -

“Toplumsal yaşamda en belirleyici unsur kişinin önce kendine, sonra diğerlerine duyduğu saygıdır. Herkesin başkaları tarafından çiğnenmesini istemediği sınırları vardır. Eğer bu sınır aşılırsa birlikte yaşam çekilmez hale gelir. İşte tam da bu noktada görgü kuralları devreye girer. Gerek özel hayatta, gerek iş hayatında ilişkilerin sağlıklı yürümesi açısından bazı temel soruların yanıtlarını bilmek ve bunları hayata geçirmek gerekir.”

Şenay Duru Özaltın, ‘Her şeyin bir adabı var’ adlı kitabı; iş hayatından özel hayata, iletişimden özel davetlere, beden dilini kullanmaktan hediye ve teşekkür gibi gündelik pratiklere kadar hayatımızda nasıl davranacağımızı bilmediğimiz, farkında olmadan yanlış davrandığımız ya da merak ettiğimiz birçok alan konusunda bulunmaz bir kaynak. Kitabı değerli ve ilgi çekici kılan özelliklerden biri de, bütün bu bilgilerin bir araya toplanmasının yanında yazarın ülkeler ve kültürler arası farklılıklara da ışık tutuyor olması.

Yazar, “kendinize ve karşınızdakilere nazik davranmak bir yaşam biçimidir” diyerek kitabı yazmakta, hayatın detaylarının önemini vurgulamak ve sempatik-antipatik arasındaki ayrımın yapılmasındaki değere dikkat çekmek amacıyla yola çıktığını belirtiyor.

Şenay Duru Özaltın’ın kullandığı dil de oldukça sürükleyici. Kitapta yer alan resimler ve şemalar bu sürükleyici kitabı aynı zamanda aklınızda canlandırmanıza da yardımcı oluyor. Adap konusunda bilmek istediğiniz, merak ettiğiniz her ayrıntıyı bulabileceğiniz kitap; “hem iş hem özel yaşamınız için dört dörtlük bir görgü ve yaşam rehberi” niteliğinde…